top of page

Kırmızı
Topukların
Ağırlığı:

8.Solo Dans Festivali

Marine Fernandez ile
Sahnede İçsel Bir İsyan

Fotoğraflar: Çağla Berberoğlu

Ağustos ayının o tatlı akşamlarından birinde, Ankara’da CerModern sahnesindeyiz.

Etrafta tatlı bir fısıltı ve loş ışıkların aydınlattığı ahşap bir sahne var. SOLO Çağdaş Dans Festivali için yerlerimizi aldık, heyecanla gösterinin başlamasını bekliyoruz. Şu an her şey çok sakin görünüyor ama fırtına öncesi sessizlikteyiz aslında.

Fransız dansçı Marine Fernandez birazdan o sahneye adım atacak. Dansıyla kusursuz görünme baskısının ve kırmızı topuklu ayakkabıların içine hapsedilen kadınlığın nasıl bir ağırlığı olduğunu gösterecek. Biz de bu içsel isyana en ön sıradan tanıklık edeceğiz.

İşte her şeyin başlamak üzere olduğu o an... Gösteriye artık dakikalar var. Sandalyelerine yerleşen kalabalığın arasındaki o hafif uğultu, yavaş yavaş yerini büyük bir meraka bırakıyor. Tepemizdeki ışığın aydınlattığı bu dingin manzara ve karşımızdaki o boş ahşap zemin, az sonra yaşanacak fırtınalı performansın sessiz bir habercisi diyebiliriz.

action2.jpg

Ve sahne aydınlanıyor. Marine Fernandez o meşhur kırmızı topuklularıyla karşımıza çıkıyor. Onu bedenini ters yüz ederken adeta yerçekimine meydan okurken izliyoruz. Ancak bu sadece akrobatik bir figür değil. O sivri topukların ucunda zorla dengede kalmaya çalışmak, dayatılan kusursuz zarafet baskısının aslında kadını nasıl kısıtladığını ve yorduğunu yüzümüze vuruyor. İçsel çatışma tam da bedenin sınırlarının zorlandığı bu anlarda başlıyor.

detail2.jpg

Marine geriye doğru uzandığında onun kırmızı topuklularıyla baş başa kalıyoruz . Bu ayakkabılar sahnede sıradan bir obje değil, kadınlara dayatılan zorunlu zarafetin ve ağır estetik beklentilerinin tam kalbi. Marine’nin kimliği geride kalırken yalnızca bu sivri topukların öne çıkması, kusursuz görünme baskısı altında kadının kendi özünün nasıl yok sayıldığını sessiz ama güçlü bir şekilde yüzümüze vuruyor.

detail1.jpg

Marine yere kapanıp avuçlarını bize çevirdiğinde iki elinde de kırmızı rujla bırakılmış öpücük izleri olduğunu fark ediyoruz. Bu izler kadınlardan sürekli beklenen her an çekici ve arzu edilir olma zorunluluğunu simgeliyor. Avuçlarını gözlerine bastırdığı bu an, estetik baskıların kadınları kendi gerçeğine nasıl kör ettiğini anlatıyor bize aslında.

wide1.jpg

Ve sahnede beklediğimiz kopuş anına tanıklık ediyoruz. Marine, kendisini hapseden o ağır beklentilerden birini kendinden çok uzağa, sahnenin öbür ucuna terk ediyor. Kırmızı topuklulardan biri o uzak köşede dururken Marine diğerini elinde sıkıca tutarak ayağa kalkıyor. Bu kare, dayatılan kusursuzluk zincirlerinin nihayet kırılmaya başladığını temsil ediyor. Dayatılan zorunlu zarafetin yüküyle arasına koyduğu bu fiziksel mesafeyi ve kendi özgür kimliğine doğru attığı isyan adımını hep birlikte izliyoruz.

action1.jpg

Ayakkabılardan kurtulmak isyanın sonu değil, mücadelenin başlangıcı oluyor. Marine'i bu kez yerde, tüm gücüyle yüzeye tutunmaya çalışırken görüyoruz. Bu çaba ve zorlanma zarafet maskesi düştüğünde geriye kalan sert gerçeği simgeliyor. Saçları dağılmış, bakışları doğrudan bize kilitlenmiş bu haliyle Marine dayatılan estetik kalıplara karşı, her şeye rağmen ayakta kalmaya kararlı görünüyor.

Marine dizlerinin üzerine çökmüş, elleriyle yüzünü kapatarak yukarıya doğru uzanıyor. Bu kare, kırmızı ayakkabıların ve toplumsal kalıpların yarattığı ruhsal ağırlıktan bir kurtuluş çabası gibi. Bedeniyle yukarıya doğru bir nefes boşluğu açmaya çalışıyor. İzlediğimiz o büyük içsel isyanın artık en savunmasız ama en kararlı anına tanıklık ediyoruz.

medium1.jpg
DSCF8373.jpeg

Sahne ışıkları yavaşça kararıyor ve Marine sahnede küçücük kalarak yalnızlaşıyor . Bu geniş açı, salondaki sessizliği ve performansın yarattığı yoğunluğu çok iyi yansıtıyor. Marine karanlığın ortasında durup bir sonraki adımı için güç topluyor. Kırmızı topuklularla başlayan bu savaşta, şimdi fırtına öncesi o derin sessizliğin tam ortasındayız.

Karanlığın içinden Marine’in kararlı bakışlarıyla tekrar aydınlığa çıkıyoruz . Artık ağır kırmızı topuklular ayağında değil, çıplak ayaklarıyla yere çok daha sağlam basıyor. Yüzündeki yorgunluğa rağmen gözlerindeki o isyankar ifade, kendi özgürlüğünü geri kazanmanın verdiği gücü yansıtıyor. Dayatılan kalıplardan sıyrılıp sadece kendi olduğu, en gerçek haline dönüştüğü o anlardayız.

portrait1.jpg

Gösteri biterken Marine'i o meşhur kırmızı topuklularla son bir kez, ama bambaşka bir şekilde görüyoruz.

Ayakkabının biri sahnenin uzak bir köşesinde terk edilmiş, diğeri ise artık ayağında değil, elinde sıradan bir nesne gibi duruyor. Bu, kendisine dayatılan kusursuz zarafet prangalarından tamamen sıyrıldığının en somut kanıtı. Artık ipler onun elinde. Kırmızı topuklular bir zorunluluk değil, dilediğinde bırakabileceği bir aksesuar.

Sahnedeki bu sessiz final, kadınların estetik kalıplara karşı verdiği içsel isyanın özgürlükle taçlandığı bir anı simgeliyor.

bottom of page